| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

crazy_frizzy

Şiir Sesli Şiir Video Aşk Hikayeleri Flash Animasyonlar

Yazılar

Geç Dönen Sevgili

Beş yıl olmuştu beraberlikleri başlayalı, Atilla çok yakışıklı, Büşra ise çok güzeldi çok uyumlulardı çok mutlu ve örnek bir aşkları vardı kimseyi umursamadan aşklarının tadını çıkartıyorlar ve sevgilerinin karşısında HİÇ kimse duramıyordu

kendi aralarında sözlenmişlerdi büyük bir aşktı bu.

Bir gün yanlış bi anlaşılma yüzünden Atilla ile Büşra kavga ettiler ve Büşra Atilla’yı yüz üstü bırakıp ayrıldı ondan aynı mahallede oturuyorlar ve evleri karşılıklıydı

Atilla ne yaptıysa olmadı bir türlü Büşra’nın geri dönmesini sağlayamadı ve uzun süre ayrı kalmışlardı

Atilla artık eskisi gibi gülemiyor ve eğlenemiyordu Büşra ise Atilla’yı dışarıda gördüğünde suratına bile bakmıyordu.

Bir gün Atilla arkadaşlarıyla bir çay bahçesinde buluşup erkek erkeğe muhabbete dalmıştı birden çay bahçesine giren bir çift Atilla’nın dikkatini çekmişti, birde dönüp bakınca o erkeğin sarıldığı kızın Büşra olduğunu görmüştü ve o an donmuş kalmıştı

Büşra Atilla’yı görmüş ama görmezlikten gelmiş Atilla o günden sonra kimselerle konuşmaz olup susmuştu.

Artık ne camdan Büşraya bakıyor nede dışarı çıkıyordu artık hayata küsmüştü ve bir gün, Atilla bir çocukla Büşraya bi şiir yollamış Büşra şiiri alıp okumaya başlamış...

-Bir sabah sen uyurken, bir çığlık kopacak

Bu çığlık seni ve herkesi uyandıracak

Kalkıp nereden geliyor diye bakacaksın

Baktığında bizim evden geldiğini anlayacaksın

Sen daha şaşkınlığını atamadığın bir anda

Bir sela sesi çınlayacak bu şehrin sokaklarında

Tüm insanlar toplanacak birden oraya

Benim öldüğümü söyleyecekler sana

İnanmak istemeyeceksin onlara

Sonra koşup geleceksin bizim eve

Sarmışlar beni beyaz bir çarşafa

Bir hoca, dua edecek baş ucumda

Derken tabuta koymak isteyecekler beni

Vermemek için tutacaksın beyaz kefenimi

Yalvaran gözle bakacaksın onlara

Dokunmayın diyeceksin ne olur dokunmayın ona

Ben koyarım onu tabutuna

Ellerin varmayacak beni tabuta koymaya

Mecbur olduğunu anlayacaksın bir anda

Koyacaksın beni o uzun sandığa

Ve dönüp onlara beni sevdiğini söyleyeceksin

Sonra dönüp bana

İnan bu sözüm yalan değil diyeceksin

Sarılıp tabutuma bir off... çekeceksin

İşte o an benim aylarca çektiğimi

Sen bir anda çekeceksin

Geçte olsa hatanı anlayacaksın

Bir an yaşlı gözlerle bana bakacaksın

Bak sana döndüm diye yalvaracaksın...

Mecburen seni seveni..

Beyaz kefeninde bırakacaksın

Ve o günden sonra insanların dilinde

Geç dönen sevgili olarak anılacaksın”

Büşra şiiri tam bitirmiştiki birden bire Atilla’ın evinden bir çığlık koptu ve Büşra koşturdu o çığlığa ve Atilla’nın tavanda bir urganla asılı olduğunu gördü ve Büşra şiirin aynısını yaşadı. Bu olaydan sonra Büşra`yı ve Atilla’yı tanıyan kişilerin dilinde “GEÇ DÖNEN SEVGİLİ” diye anıldı...

Bende Saklısın Hoşgeldin

HOŞ GELDİN

Nefesler tükendiğinde

Zaman tersine akmaya başladığında

Bir el hisset yüreğinin en derininde

Nakış nakış yüreğine buharımsı değecek.

Yaldızlı gecede ufuğa bir gölge düşerse

Bir ışık hisset sana yol verecek...

Yıllar evvel..

Sevgiyi aradığında bulamazsın demiştim ya..

Hani aradıkça saklanırdı ya kapı arkalarında..

Ardına kadar aç kapıları

Artık koşarak sana gelecek.

Set çekme bekleyen kalbine,

Elinde bir gelincikle mutlaka

Sıcak bir nefes ile..fısıldayarak hemde.

Hani demiştim ya..

Ayrılık Varsa..Kavuşmak bir adımdı?

Adımlar bitti.. kavuşmak kapı ardında..

Aç kapılarını..aç sonuna kadar..

Gözlerinde umudun ışığını görüyorum..

Bekleyişler sona erer elbet

Topladım tüm buhranlı şiirlerimi

Acıya gem, hüzne veda yazdım

Hasrete alevli demir bastım

Küskün aya ve güneşe sitemler yazdım

Tozlu yollara sular serptim..

Kapalı kapıları sonuna kadar açtım..

Bir sen geleceksin diye

Ayları saymakla geçti..

Tesbihat eyledim saymakla bitiremedim

Can zincirine halkalar bağladım

Seni sıkı sıkı sarmalasın diye..

Kalbim çöl iken, tohum ektim

Umuda yelken açıp deryaları gezdim.

Gelecek

Birgün gelecek diye

Kapıları ardına kadar açtım

Ardımda ansız ve hayretli bir nefes,

Omuza değen dostane bir el..

Ve...

Sen..

Hoşgeldin

EY CAN..!

Hoşgeldin...

Hoşgeldin...

BENDE SAKLISIN

Hoşgeldin..!!!

Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun..

Hoşgeldin...Ayrılık uzun sürdü..

Özledik,

gözledik,

Hoşgeldin...

Biz bıraktığın gibiyiz..

Ustalaştık biraz daha..

Taşı kırmakta,dostu düşmanı ayırmakta...

Hoşgeldin..

Yerin hazır..

Hoşgeldin..

Dinleyip diyecek çok..

Fakat uzun söze vaktimiz yok..

YÜRÜYELİM...!

Bence Aşk Budur - Can DÜNDAR

Öyle tesadüfler vardır ya: Bir otobüs durağında poşetlerle beklerken,rastlaşırsınız aniden...

'Bu o...' diye içiniz titrer. Bir zamanlar yüreğinizi yakan aşık; sarkmış göbeği, ağarmış saçlarıyla karşınızdadır...

İki elinde iki çocuk...

- Nasılsın?

- İyiyim... Ya sen?...

- Kızın amma da büyümüş... Benim de var 10 yaşında...

- Annen, baban?...

- Babamı kaybettik. Annem hasta...

- Mutlu musun?

- Sessizlik...

- Telefonumu vereyim, ararsın belki....

İki yanakta iki masum buse; biri eski sevgiliye, diğeri onunla birlikte yitip giden maziye...'

- Kimdi o amca anne?...

' Yüreğinizde belli belirsiz bir iç çekme ve aklınızda hınzır bir soru işareti :'Acaba?..'

Aliye ile Ramazan'ın aşk hikayesinde buna benzer bir hüzün gizliydi.

Gerçi öyküleri, önce haklı olarak bir 'tıp rezaleti' olarak yansıdı gazete manşetine...

Ancak Ayşegül Aydogan'in dünkü haberi en az ilki kadar hazindi :

Polis memuru Ramazan Bey, öğretmen Aliye Hanım'a 1954'te Karabük'te evlenme teklif etmiş.

Annesine bakmak zorunda olduğundan kabul edememiş Aliye...

Bir başkasıyla evlenmiş Ramazan... Üç çocuğu olmuş,

ancak Aliye'yi hep aklında, göğsünde saklamış.

Gün gelmiş, eşi göğüs kanserine yenik düşmüş. Ailesi '3 çocukla bir başına baş edemezsin, 'evlen' diye tutturmuş.

O da'Yıllar önce bir sevgilim vardı, evlenirsem onunla evlenirim' demiş.

17 yıl sonra gençliğinin Karabük'üne dönmüş ve Aliye'nin peşine düşmüş.

Öğretmenlik yaptığı okulda bulmuş onu... Müdürün odasında beklemeye koyulmuş.

Aliye odaya girip de eski askını karşısında görünce şaşkınlıktan dışarı kaçmış.

17 yıl önceki teklifi yinelemiş Ramazan:

'- Evet' demiş bu kez Aliye öğretmen... 28 yıl evli kalmışlar.

ikinci baharı yaşamışlar.Malum,ikinci bahar, 'son'bahardır.

Orada aşk,hayatla cilveleşmekten çok, hayat denilen çileyi birlikte göğüslemektir.

71 yıllık yorgun kalbi teklemiş bir gün Aliye'nin...

Ramazan bir ambulansla hastaneye yetiştirmiş eşini... Kabuletmemişler,paraları yok diye...

Sonra bir başkasına... yine ret...

Aliye Hanım ölümüneşiğinde duyuyormuş Ramazan Bey'in çırpınışlarını;

'Allahım bunlar ne yapıyor? diye ürperiyormuş.

Ramazan Bey'se 'ilk göz ağrım gidiyor' diye sızlanıyormuş için için...

'Ona bir şey olursa ben ne yaparım?..'

Sonunda Ramazan Bey'in yeğenlerinin parasıyla bir özel hastaneye yatırabilmişler.

Fotoğrafı vardı dünkü Milliyet'te...Aliye Hanım yatakta; Ramazan Bey başucunda...

sağ eli sımsıkı eşinin avucunda...

'İlk bahar'da çoğunlukla imkansızlıktır aşkı filizleyen, besleyen; 'sonbahar'daysa fedakarlık...

Bütün Dünya dergisinde vardı; çocuklara 'Aşk nedir' diye sormuşlar.

Söyle demiş afacanlardan biri: Annanem sırtından hasta olmuştu.

Eğilemediği için ayaklarına oje süremiyordu.

Dedem devamlı elleri titremesine rağmenananemin ayaklarına oje sürüyordu.

' Bence aşk budur'

Can Dündar

Sen Dizimde Yattın Diyordu Kadın

 

Sen dizime yattın, ben bir hikâye anlattım ve sen büyüdün diyordu kadın.

Adam annesine bakıyordu, bir şeyler söylemek istiyor ama tek kelime çıkıyordu dilinden… Zor be anne, çok zor…

Zordu aşk evet, oldukça zor yaşanırdı ama insan çıkarırdı zorlukları karşısına. Gördüğü sevgiden korkardı bazen, bazen olmadık bir şeye takardı da soldururdu durup dururken tüm renklerini…

Önce kıza takıldım ben, bir an kendimi buldum belki herkes gibi. Bir fark vardı aramızda ben asla neden diye soramamıştım sana. Ben hiç neden yaptın bunu diye sormamıştım. Ben asla bu kadar cesaretli olamamıştım…

O kadın gibi güçlü olmayı başaramadım… Duyacaklarım için güçlü değildim belki, belki de… Neyse…

Adam dizine yatmıştı genç kızın ve o bir hikâye anlatmıştı adama. Bizde ise farklıydı biraz daha…

Sen çıktığında karşıma bir masal yazmıştım kendimce ve o masalın içine sokmuştum bizi. Sen bilmiyordun hangi masalın kahramanıydın. Göstermiyordum sana; çünkü korkuyordum. Biraz daha zaman diyordum çünkü… Kim bilir sevgimden kaçmanı istemiyordum belki.. Belki biraz daha güvenmek istiyordum ya da… Ya da benim seni sevdiğim gibi sevmeni bekliyordum…

Her şeyi biliyordum.

Evet, biliyordum kalbinde hala yarım parçaları kalan insanları… Biliyordum hala içinde bir yerlerde benim elimi tutarken özlem duyduğunu ve üzülüyordum. Üzüldükçe daha çok korkuyordum.

Sen benim dizime yatmadın ama ben hep sarıldım senin dizine, ellerini saçlarımda gezdirmeni sevdim önce, sarılıp uyurken kokunla masalım(ız)ı yazmaya devam ediyordum ve sen farkında olmuyordun hiç. .Dedim ya hangi masalın kahramanıydın bilmiyordun. Ve bilmiyordun ben tüm masallardan öte anlatıyordum Aşk’ı seninle… Ve anlıyordum…

Anlamaktan öte yaşıyordum…

Küçük bir kız çocuğu çıkıyordu sen yanımda olduğunda; şımarıyordu, nazlanıyordu ama seni çok seviyordu. Küçük bir kız çocuğu her seferinde seninle açıyordu gözlerini ve seninle dalıyordu uykuya…

Sen onun masalının kahramanıydın çünkü. Aşk’tın sen, Hayat’tın çoğu zaman o küçük kız çocuğu içinde, ilk defa Hayat’a bu kadar sıkı sıkı sarılıyordu korkmadan…

Bazen bir rüya görüp korkuyordu mesela ve o korkuyla açıyordu da gözlerini, senin yanında buluyordu kendini. Sen sarıp sarmalıyordun onu ve tüm korkuları kaçıyordu.

Bazen üşüyordu deli gibi, titriyordu da tüm bedeni sen gülümsemenle ısıtıyordun içini.

O küçük kız çocuğu bilmezken Aşk’ı, elini tuttuğun anda haykırıyordun aslında ona…

‘Aşk’ bu diye sevgili.

Ve sen bilmiyordun, bilmiyordun o küçük kız çocuğu seninle açtı gözlerini de mutlu olduğunu fark edip ilk defa gülümsedi.

Bilmiyordun, o küçük kız çocuğu tüm saflığıyla sevdi seni…

Sen bilmiyordun…

Bilmiyordun sen, evet hiç bilmiyordun…

Bilmezdin ki sen hiç,

Sırtını dönüp sarılmanı beklerken nasılda gülümserdi ve sarılınca sen nasılda mutlu olurdu o kız mesela…

Mesela her Pazar, gözlerini açtığında seni gördüğünde yaşadığı mutluluğu ve sen yokken yanında nasılda yan dönemediğini…

Bilmiyordun üşümelerini…

Her gidişin bir özlem, her dönüşün bir panayır yerine döndürürdü yüreğini…

Ve o en çok dönmelerini severdi…

Döndüğünde sana sarılmayı sıkı sıkı, öpmeyi derken, en çoksa koklamayı seni tekrar tekrar, içine çekmeyi…

Severdi…

Sen farkında değildin ya sevgili…

O küçük kız seni çok severdi…

Bu yüzden her dönüşünde saatler öncesinden hazırlanırdı mesela, tüm çirkinliğini kapatırdı boyalarla, gözlerinde bir ışıltı buradayım demeni beklerdi…

Ve masalım(ız)a anlamlar yüklerdi, mutluluk ve gülümsemeler olan… Anlamlar yüklerdi de, sen ve benden çıkar bize dönüşürdü her şey…

Sen bilmezdin, o küçük kız dönerdi arkasını ve beklerdi sarılmanı. Sonra kaldığı yerden devam ederdi yazmaya masalını. Bilmezdi masalların gerçek dünyada farklı yaşandığını. Dedim ya küçüktü daha, yüreği masallara inanmıştı ve seninle birlikte yazıyordu, yazmaktan öte yaşıyordu…

Seninle öğreniyordu Hayat’ı…

İlk şarabı senin ellerinden yudumladı mesela, mesela bu nedenledir şarap aşkı… Dokunduğun her yeri kutsadı sonra, kutsadı ve kapattı…

Kimse o kutsallığa ulaşamadı…

Hani demem o ki, kendi masalını yazdı senin kokunla yatarken geceleri ve sen bilmiyordun sevgili… Bilmiyordun o kız çocuğu tüm şımarıklıklarını sadece sana yapıyordu… Sadece seni görünce aklına gelirdi mesela kanepede uyuyakalmak. Bilirdi çünkü sen kucaklayıp götürürdün onu yatağına… Sen üstünü örter, sarılırdın sıkı sıkı.

Erkenden uykusu gelirdi bu yüzden… Biliyor musun sen terk ettiğinden beri o masalı, geç saatlere kadar oturur oldu o küçük kız çocuğu. Senin kokuna alıştı ya hani bir kere, hani tenine değdi ya teni, hani geceleri arkasını döndüğünde sen sımsıkı sarılırdın ya ona… İşte uyuyamaz ondan dolayı…

Ne zaman yan yatsa mesela sen gelirsin aklına, arkasında koca bir boşluk, ellerinde bir eksiklik, ruhunda bir yarımlık sarıp sarmaladığı anda açar oldu o kız çocuğu gözlerini…

Sen terk ettiğinden beri o masalı gülümsemedi hiç mesela. Sen çok severdin ya hani gülmesini, sakladı onu da… Senin dokunduğun her şeyi sakladığı gibi, onu da kapattı bir karanlığa…

Zaman dedi, zamanı yaşamış bir kadın ona. Ak saçları düşmüştü önüne ve sadece bakıyordu o küçük kıza…

Anlamlandıramadı, ‘zaman’ neyi yapacaktı…

Büyümeni sağlayacak dedi aynı kadın ona…

Büyümek neydi… Bilmiyordu ve eğer büyümek buysa istemiyordu… Ama zaman tıpkı masalını umursamadığı gibi, bu dileğini de umursamadı…

Sen bilmiyordun sevgili, o küçük kız seni çok sevdi…

Çok sevdi, çok özledi…

Büyüdü derken, büyüdü ve saklandı tüm kutsalları sakladığı yüreğin içine…

Aynı dar koridorlara kendini de sakladı.

Kimseye şımarmadı, kimseye gülümsemedi, kimseyi özlemedi, kimseyi sevmedi…

Seni sevdiği kadar…

Kadın bir hikâye anlattım diyordu dizlerime yattığında, adam zor be anne diyerek dert yanıyordu ve o küçük kız masalını da alıp saklanıyordu yaşadığı bedenin içine hiç çıkmamacasına…

Ve sen bilmiyordun sevgili, bilmiyorsun hatta…

O küçük kız saklandığı köşesinde, tüm kutsadıklarınla birlikte yaşıyor hâlâ…

Ve hala aynı saflıkla seviyor seni ya, bunu o küçük kız dışında kimse bilmiyor…

Tıpkı senin gibi…

Sen benim dizime yatmadın ama ben hep sarıldım senin dizine…

Sarılıp kendi masalımı yazdım ve gerçekle masalların farklı olduğunu anladım…

01 Aralık 08/Pazartesi

Meral

Seninle Mutlu Olmak İstiyor(d)um

Seninle mutlu olmak istiyor(d)um...

Mutluluk, bakmaktır, saygı duymaktır, dinlemektir, güvenmektir, sürprizlerdir...

Mutluluk hayatta ki küçük sürprizlerdir... Söyle bana eğer her şeyi bilirsen sana nasıl sürpriz yapabilirim? Arada bir kapat gözlerini, hesaplama her adımı, bilme geleceği ne olur...

Mutluluk bu günde yaşamaktır...

Söyle bana eğer geçmişin tozlu katmanları arasında kalmışsan seni nasıl görebilirim, duyabilirim yada dokunabilirim? Arada bir dön bana, geçmişi bir yana bırakıp şu dakikaları benimle yaşa ne olur...

Mutluluk oyun oynayabilmektir... Söyle bana her sözümü ciddiye alırsan seninle nasıl şakalaşabilirim? Arada bir gevşe, sakinleş, umursama kelimelerin altında yatan derin ve büyük anlamları, oyna benimle ne olur...

Mutluluk paylaşmaktır...

Söyle bana eğer en derin korkularını, sırlarını, utançlarını benden saklıyorsan, senin yaşamını nasıl paylaşabilirim? Arada bir açıl bana, zayıflıklarını da sevmek istiyorum en az güçlü kolların kadar...

Mutluluk özgürlüktür...Söyle bana her yaptığıma karışıp beni sevgi zincirlerinle bağlarsan nasıl seni sevdiğimi ıspatlayabilirim? Hep içinde bir korku olmaz mı 'ya beni bırakıp giderse bir gün? ' diye... Arada bir güven bana, serbest bırak, risk al, bırak seni özgürce sevebileyim ve her gün seninle kalmaya yeniden karar verebileyim...

Mutluluk güvenebilmektir...

Söyle bana eğer duygularını ve düıüncelerini açık yüreklilikle bana anlatam¹yorsan, nasıl kendimi sana yakın hissedebilirim? Nasıl kendimi sana teslim edebilirim? Arada bir kabuğundan sıyrıl ve bana güvenmeye çalış, sana güvenmeme izin ver ne olur...

Mutluluk fedakarlıktır... Söyle bana sürekli benim için yaptıklarını yüzüme vurup durursan, fedakarlıklarının değerini nasıl görebilirim? Arada bir sabret ve bırak yaptıklarını ben göreyim, sana teşekkür edebileyim...

Mutluluk dinlemektir...

Söyle bana sürekli kendinden bahsediyorsan seni nasıl dinleyebilirim? Arada bir soru sor bana, gerçekten ilgilen benim söylemek istediklerimle, merak et ne olur...

Mutluluk saygı duymaktır... Söyle bana sürekli arkadaşlarımı, dinlediğim müziği, giydiğim kıyafetleri, sözlerimi, tavırlarımı eleştiriyorsan, nasıl kendime saygı duyabilirim? Arada bir beğenmesen bile kabullen benimle ilgili gerçekleri ne olur...

Mutluluk bakmaktır...

Söyle bana başım ağrıyor dediğimde umarsızca 'ağrı kesici al' dediğinde nasıl sevildiğimi hissedebilirim? Arada bir yanıma gel, serin elini başıma koy, yatır beni koltuğa, üzerime bir battaniye ört, hatta uzanıver yanıma, bana tatlı bir hikaye anlat ne olur....

Seninle mutlu olmak istiyor(d)um....

__._,_.___

Çok Sevdik Birbirimizi Ama Zamanında Değil

Biz çok sevdik birbirimizi seninle. Ama ne yazik ki ayni zamanlarda degil.

Sen varken Gücüm Olurdu

Zaman Akmadan Dururdu

Hatirlasana

Ben varim derken sana, ben buradayim, seviyorum seni, anlasana derken, sen baska yerlerdeydin.

Baska zamanlardaydin.

Baska hayatlardaydin.

Yanimdaymis gibi, canimdaymis gibi duruyor, ama asla orada olmuyordun.

Farkindaydim ama degilmisim gibi yapiyordum.

Zaman “gibi” yaparak geçiyordu.

Sen benimleymissin gibi yapiyordun.

Ben sana inaniyormus gibi.

Ne sen benimleydin.

Ne de ben buna inaniyordum.

Inandigim tek sey vardi; Bir gün gerçek olacaktik.

Hep bekledim.

Benimle olacagin günü bekledim.

Davrandigin gibi olacagin günü bekledim.

Beklerken tükendim.

Fark etmedim.

Sonra sen de degistin.

Bana geldin.

Bense çoktan gitmistim.

Fark etmedin.

Hani Ask Seni Yormustu

Yolun Sonuna Koymustu

Dokunma bana

Ben varmisim gibi yasamaya basladin bu kez de.

Biz varmisiz gibi.

Oysa biz seninle ayni zamanlarda ayni yerde hiç olamadik.

Oysa biz seninle ayni zamanda hiç olamadik.

Oysa biz seninle hiç “biz” olamadik.

Simdi Eskiye Döner mi

Dönse de buna Deger mi

Cevaplasana

Insan Aynen Durur mu

Ayrilik Kolay Oyun mu

Dokunma Bana

Ellerimi ellerinden çektigimde sasirdin önce.

Sonra “biliyorum” dedin.

Gidecegimi biliyordun.

“Kimi sevsem gidiyor” dedin gözlerini kaçirmaya çalisarak.

Iste bu yüzden biz olamadik hiç diye düsündüm ben de.

Ne zaman sevmek gerekse ya sen kaçtin, ya gözlerini kaçirdin benden.

Kimi sevsen gidiyor muydu gerçekten, yoksa sen gidenleri mi seviyordun.

Artik seni sevmeyecegimi düsündüm.

Içim acidi.

Artik Ben Vazgeçtim

Yalnizligi Seçtim

Her sey bitti Anlasana

Dokunma Bana

Bana mutluluk veren tek seyi, seni sevmeyi birakmak, ayni zamanda bana en çok aci veren seyi de birakmakti.

Ikisini de biraktim.

“Seni Seviyordum” dedin. “Ben de seviyordum” dedim ben de.

Evet çok sevdik birbirimizi. Ama ne yazik ki ayni zamanda degil.

Ben Seni Sevdim Yar Ben Seni Sevdim

Ben seni bir kış ayazında sevdim.

kar çiçekleri açtı bembeyaz gönül dallarımda. Kardelen oldu yüreğim kış soğuğuna inat, açtı ayazda.

Ben seni bir yaz sıcağında sevdim.

Çiçekler yemişe döndü. Kırmızı, sarı, yeşil ve başka renklerde. Bereket, bolluk sardı ruhumu.

Ben seni bir ilkbaharda sevdim.

Ağaç köklerine su yürür gibi sevgi yürüdü gönlümün kuruyan dallarına, yeşerdi. yaprak yaprak donandı; kuşlar cıvıldadı üzerinde.

Ben seni bir sonbaharda sevdim.

Sararan yapraklar düşmedi dalından esen hoyrat rüzgarlara, ayaza inat. Tutundu gönül ağacına sımsıkı.

Ben seni Karadenizin sularında sevdim.

Bazen bir çarşaf misali üzerinde uyunası, bazen deli dalgalı; coşkun iç hoplatıcı.

Ben seni gündüzün aydınlığında, gecenin karanlığında günün her vaktinde sevdim.

Seninle başladı gün; "günaydın" dediğimde sana, "iyi geceler" dediğimde bitmedi, rüyalarıma aldım da devam etti sabahıma.

Ben seni şiirlerde sevdim, şarkılarda sevdim, romanlarda sevdim.

Kitap kitap, yaprak yaprak açıldı sevginin sayfaları. Her bir harfini belleğime, yüreğime yazdım sevginin. Her satır sana dair, senli...

Ben seni içtiğim sıcacık çorba, yediğim aş, susadığımda dudağıma değen su kadar sevdim.

Isıtan, doyuran, tok tutan oldu sevdan aştan da önce.

Ben seni hava kadar sevdim.

İçime çektiğim; yaşatanım.

Ben seni ben kadar sevdim.

Ki çok severim kendimi; doğruyum, samimiyim, güvenilirim, sağlamım.

Ben seni sen kadar sevdim.

Ki babasın, anasın, yarsın, koruyan, kayıransın..

Arttıransın bendeki tüm güzellikleri...

Farkındalığıma varansın. Farklılıklarımı ortaya çıkaransın.

Ben seni en kadar sevdim. En....

Seni sevdim yar. Seni sevdim güzel sözlüm, güzel gözlüm.

Gözlerinde ormanların büyülü derinliğini sevdim, naturanda duygulu yüreğinini gizleyip sert durmaya çalışmanı. Kaçkarların tepesini keşfetmek te yorar insanı zordur elbet; yine de tepeye vardığında görüşün ne denli genişler, bulutlara değermiş gibi olur ya başın;

seni keşfetmekte işte böyle birşey.

Her bir özelliğini farketmek bulutlara değdirir keşfedenin başını.

Ben seni sen olduğun için sevdim.

Nedenlerim yok,

Olmasın. Sevgiye sebep aranmaz ki...

Ben seni sevdim yar, ben seni sevdim...

Ayrılık Düşer Bazen Merhabalar

 

Oluşturduğumuz "biz" kalıpları çöker

Var olan iki ayrı kutuptur artık

Ya "vazgeçen" oluruz bu ayrılıkta..

Ya da " vazgeçilen"

Bir tercihtir vazgeçmek..

Eksilmiştir yüklediğiniz değerler, gidip de dönmemeyi, dönüp de bakmamayı göze almışsınızdır..

Oluşturduğunuz o "biz" kalıbından kendinizi alır ve gidersiniz bu merhabadan

Hayata başka bir yerden, başka bir noktadan başlamaktır vazgeçmek

Yeniden başlamaktır..

Yarın vardır önünüzde..

Ve yarına ait umutlar

Seçeneksizliktir vazgeçilen olmak

Giden gitmiştir ardında boşluğunu bırakarak

Ve siz kalansınızdır

Orda Öylece

Eksilmektir vazgeçilen olmak

Bir yokluğun sızısını yüreğinizde anbean taşımaktır

Vazgeçenden geriye kalan tenhalığı,ıssızlığı kalabalıklarla.

Sessizliği hiçbir sesle dolduramamaktır

Nedenler ve niçinlerle daha da kararıp uzayan gecelerdir

Bir sızıyla bölünen uykulardır

Dağılmak, parçalanmaktır çokça

Unutmak için zamana umut bağlamaktır

Zaman akıp giderken hayatımızdan

Kimi zaman " vazgeçen" oluruz bir merhabada

Bir başkasında "vazgeçilen" belki

Vazgeçmenin umursamazlığında da olsak

Vazgeçilmenin umarsızlığında da

Anlar ve anılardır yanımızda kalan

 

Çünkü Aşığım Sana - Mehmet COŞKUNDENİZ

Aşığım Sana..!

Bir ustayım ben, bir duvarı hatasız işleyen..

Bir ağacı nakış nakış işleyen, bir makineye hükmeden..

Çünkü aşığım sana..!

Bir öğrenciyim ben, sürekli çalışıyorum dersimi, ev ödevlerimi..

Hiç aksatmıyorum, başarıyı yakalamak için..

Çünkü aşığım sana..!

Bir çocuğum ben, oyunlarla büyüyen, canı acıdı mı ağlayan,

keyiflendikçe gülücük saçan, zayıfım çoğu zaman beklide aciz…

Çünkü aşığım sana..!

Bir suçluyum ben, hep yakalanma tedirginliği içinde..

Bir kaçışın koynunda savrulup duruyorum, nereye gittiğimi bilmeden...

Çünkü aşığım sana..!

Bir yolcuyum ben, menzili olmayan yollarda arayış içindeyim..

Nereye gidersen peşindeyim, kilometreler yoldaşım...

Çünkü aşığım sana..!

Bir hastayım ben, iyileşmek gelmiyor içimden..

Seni ilaç belledim ama bitmeyesin diye öyle azar azar alıyorum ki...

Çünkü aşığım sana..!

Bir ateşim ben, alev alev sarıyorum etrafımı, sen canlandırıyorsun beni..

Tonlarca su sıksalar bir küçücük korum bile sönmez...

Çünkü aşığım sana..!

Bir besteciyim ben, en güzel senfonileri besteliyorum..

Aşkın notalarından ezgileri yoğuruyorum..

Sensin şarkılarımın kaynağı...

Çünkü aşığım sana..!

Bir fidanım ben, sen suladıkça yeşeriyorum..

Su vermeye gelmesen solacağımı biliyorum..

Ama gelirsin soldurmazsın beni...

Çünkü aşığım sana..!

Bir pencereyim ben, açtıkça kanatlarımı senin ışığın giriyor evimden içeri..

Gözlerimi kamaştırıyorsun ama ben bundan hiç yakınmıyorum..

Çünkü aşığım sana..!

Bir kapıyım ben, ama hüzün ve acıya geçit yok bu kapıdan

Zaten hiç yakışmaz ki sana bunlar, sadece senin geçmene izin var

Seninle birlikte aşka da…

Çünkü aşığım sana..!

Bir ülkeyim ben, bağımsızlığımı seninle kazandım..

Topraklarımda aşk hüküm sürüyor..

Sen dolaşıyorsun bayrağım seninle dalgalanıyor..

Sadece bayrağımı sen dalgalandırıyorsun..

Çünkü aşığım sana..!

Bir bahçeyim ben, Uzun yollardan sonra girilen bir bahçe

Herkesin konukluğu kısa sürdü.. Ama senin uzun sürsün..

Çünkü aşığım sana..!

Bir mektubum ben, En güzel sözcüklerin okunduğu..Adresi belli

Sahibinin elinde daha da güzelleşen.. Sen okumalısın beni..

Çünkü aşığım sana..!

Bir deli maviyim ben, Sevdikçe mavileştiriyorum seni de..

Şimdi maviyi yaşama zamanıdır..

Şimdi aşkı yaşama zamanıdır haydi gel benimle…

Çünkü aşığım sana..!

Mehmet COŞKUNDENİZ

Senden Çok Şey Öğrendim

Hayatımın her noktasında senden bir şey öğrendim

Bugün tekrar oturdum ve öğrendiklerimi kaleme aldım

Senin sayende bir insana değer verdikçe o insan tarafından kırılıp parçalanmayı öğrendim

Her geçen gün yıpranmayı, yıpranmış sevgiler içinde bile

Sevdiğine sahip nasıl çıkılır onu öğrendim

Yıkık dökük hayaller üzerinde bir sevgi yaratılamayacağını yıprananın

Her zaman ben olacağımı bir kez daha gördüm

Günlerce gecelerce düşündüm neyini sevdim o zalimin diye

Ben seni değil içimde yarattığım sevgiyi sevdim

Ve çok yazık ki bir tek doğru gördüm sonuç da

O da hiç değişmeyen tek doğruydu

Ben sevdikçe sen hep değer bilmedin

Üzgünüm sevdiğim benim elimden gelen benim sevebilme yeteneğim bu kadar

Artık sende kendi asil dünyanda baş başa kal

Gelecek de artık seni beklemiyor seninle dolu hayaller kurmuyorum

Artık seni sevmiyorum demeyeceğim ben senin gibi yalanlar söyleyemem

Kabul ediyorum hala seni düşünüyorum

Ancak bu benim sevgimin gücündendir

Herkes senin gibi bir anda aşık olmuyor ne yapalım

Ve daha da önemlisi ben sevmediğim biri için kimseyi terk etmiyorum

Zoruma gelen ne biliyor musun

Senin bütün kaprislerini çektiğim halde kıymetsizleşmek

Şimdi sana beddua edeceğim sanıyorsan yanılıyorsun

Sana en büyük ceza benim kocaman sevgimi kaybetmek olacak

Seni sevdiğim için senden değil kalbimden özür dilerim

Çünkü bu cezayı bir tek o hak etmedi

Bir gün gerçekten insanların değerini bilmen dileğiyle...